Amasra’ya gelenlerin çoğu kaleyi gezer, fotoğrafını çeker ve akşam olmadan ayrılır. Kaleiçi’nde kalmak ise bambaşka bir şey: surlar sizin için bir gezi durağı olmaktan çıkıp evin duvarı hâline gelir. Bu yazıda, sur içindeki bir dairede geçen yirmi dört saatin gerçekte nasıl geçtiğini anlatıyoruz.

Kaleiçi tam olarak neresi?

Amasra, Karadeniz kıyısında iki koyun arasına sıkışmış küçük bir ilçe. Büyük Liman ile Küçük Liman’ın arasında kalan yarımada ve ona taş bir köprüyle bağlanan Boztepe adası, birlikte Kaleiçi olarak anılır. Roma döneminde temeli atılan, Bizans ve Ceneviz elinde büyüyen surlar hâlâ ayakta. Ama burayı ilginç kılan surların yaşı değil, içinde hâlâ yaşanıyor olması: aynı duvarların dibinde çamaşır asılır, akşam sofrası kurulur, komşu komşuya seslenir. Kaleiçi bir açık hava müzesi değil, işleyen bir mahalle. Bu yüzden burada konaklamak, restore edilmiş bir tarih parçasında değil, gerçek bir yerleşimde uyanmak anlamına geliyor.

Sabah: Işık denizden gelir

Kaleiçi’nde sabah erken başlar. Güneş denizin üzerinden doğduğu için ışık odaya tepeden değil, alçak açıyla yandan girer; duvarda saatlerce yer değiştiren bir dikdörtgen bırakır. İlk ses genellikle balıkçı motorlarıdır, ardından çay ocaklarının kepenkleri gelir. Kahvaltı için dışarı çıkmak isterseniz yürüme mesafesinde birkaç seçenek bulursunuz, ama sur içinde kalanların çoğu kahvaltıyı evde yapar: pencerenin önünde, denize bakarak. Yazın sabah saat sekizden önce sokaklar tamamen sizindir; günübirlikçi otobüsleri henüz gelmemiştir ve Amasra bir sahil kasabasından çok bir köy gibidir.

Öğle: Kalabalık gelir

Yaz aylarında Amasra günübirlikçi akınına uğrar. Öğlen on ikiden akşam altıya kadar çarşı kalabalıklaşır, otoparklar dolar, restoranların önünde sıra oluşur. Bu saatlerde Kaleiçi’nin dar sokaklarında yürümek yavaşlar. Burada kalıyorsanız bu saatleri ya evde geçirirsiniz ya da kalabalığın gitmediği yerlere kaçarsınız: surların arka tarafındaki patikalar, Boztepe’nin uç noktaları, ya da köprünün altındaki kayalıklar. Günübirlikçilerin göremediği Amasra, tam olarak bu saatlerin dışında kalan Amasra’dır.

Akşamüstü: Asıl saat

Saat altıdan sonra otobüsler kalkar ve ilçe gözle görülür şekilde boşalır. Işık yumuşar, deniz rengini değiştirir, çarşıdaki gürültü yerini normal bir kasaba akşamına bırakır. Kaleiçi’nde kalmanın en somut karşılığı budur: kalabalık gittikten sonra sokaklar sizin olur. Bu saatte köprüye yürümek, surların üzerinden batıya bakmak ya da sadece pencerenin önünde oturmak, günün en iyi kırk beş dakikasıdır. Fotoğrafçılar için de gün batımından önceki bu aralık, ışığın en bağışlayıcı olduğu zamandır.

Gece: Ses yerine dalga

Kaleiçi geceleri şaşırtıcı derecede sessizdir. Trafik yoktur, sokaklar araca uygun değildir, en yüksek ses genellikle dalganın kayalara vurmasıdır. Fırtınalı gecelerde bu ses evin içinden net duyulur; ilk gece buna alışmak birkaç saat sürebilir, sonrasında çoğu misafirin en çok özlediği şeye dönüşür. Sokak aydınlatması azdır, bu yüzden açık havalarda gökyüzü şehirde alışık olduğunuzdan çok daha okunaklıdır.

Kalmadan önce bilinmesi gerekenler

Kaleiçi’nin sokakları eğimli ve taş döşeli; rahat ayakkabı işinizi kolaylaştırır. Araçla sur içine girmek dar sokaklar yüzünden zahmetlidir, dış çeperde park edip yürümek çok daha pratiktir. Deniz evlerin hemen altındadır ama oradan suya girilmez; yüzmek için Büyük Liman ya da yakındaki kayalık noktalar kullanılır. Yaz dışındaki aylarda ilçe sakinleşir, bazı işletmeler kapanır; buna karşılık manzara ve sessizlik en iyi hâlindedir.

Amasra’da Kaleiçi’nde, surların üzerinde tek bir aile dairesi: Ruhi Palas. Aynı anda tek rezervasyon alıyoruz, yani daire tamamen size ait oluyor.

Müsaitliğe Bak